Bizi takip edin

Politika

Tarafsız taraf olmak!

->

-> 186

Murat Gümüş*

Birçok gazeteci ya da aydının kendisinin tarafsız olduğunu ispat etmeye çalıştığına sık sık şahit olmuşsunuzdur. Hani haylaz çocuklar bir kabahat işlediklerinde, daha “kim yaptı” diye sorulmadan hemen telaş içinde “ben yapmadım” demesiyle, kendisini ele vermesi ya da çok yalan söyleyenlerin sık sık “yalanım varsa…” demeye ihtiyaç duymaları gibi… Fikirleriyle toplumu tarafsızlığına ikna edemeyenler de, en çok tarafsızlığını ispatlama telaşına kapılanlardır.
Kuşkusuz kritik süreçlerin belli bir kesim üzerinde etkisi oluyor. Bunlar toplumsal değerlere göre, ahlaki normlara ve mesleki ilkelerine göre değil, daha çok kişisel mevkilerini korumak ve egemen sınıfların hükümetine yaranmak için renk değiştirirler. İktidar erkinin sertleşen ve yumuşayan politikalarına göre, inişli-çıkışlı bir esnekliğe ve edilgenliğe sahiptirler. Hangi fikirdeki partiler hükümet olursa, bu kesimler de onlara göre düşünce tercihlerini değiştirirler. Bu kesimler zaten ilkesiz ve istikrarsız kesimlerdir. Toplumsal kesimler nezdinde kayda değer bir itibarları da zaten yoktur.

Asıl tartışılması gereken ise ‘tarafsız’ taraf olan kesimlerdir. Bu kesim isteyerek ve tasarlayarak iktidardaki hükümetlerle aynı çizgide yürümez. Mevkileri ve kişisel menfaatleri için fikir değiştirmezler. Olay ve olgularla ilgili olarak nasıl düşünüyorlarsa, onu dile getirirler. Başkalarının yönlendirmeleriyle yorum yapmazlar. Fakat bu ‘tarafsız’ların fikirleri sorgulandığında egemen iktidar erkiyle aynı paralelde oldukları hemen görülecektir. Gerektiğinde faşizm üreten tekçi ulus-devlet kaynaklarından beslendikleri için dünya görüşleri de buna uygun olarak şekillenmiştir. Bu düşüncelerin taraf olabilmesi için özel bir çabaya da gerek yoktur. Zaten de facto olarak taraftırlar. İktidar ile karşılıklı çıkar ilişkileri olan patronların, böylesi ‘tarafsız’lara sundukları mevkiler ve sağladıkları imkânlar, bunların objektif olarak iktidara dıştan sundukları destekten kaynaklıdır. Bunların ‘tarafsız’lıklarına söyleyecek sözümüz yok. Ancak bunların adalet duygularına ve eşitlik anlayışlarına elbette söyleyecek sözümüz olmalıdır. Ahlaktan ve vicdandan yoksun hiçbir düşüncenin adil olması mümkün değildir. Adalet duygusundan yoksun bir düşüncenin tarafsızlığının bir değeri ve anlamı da olamaz. İktidar partisinin arzuladığını yazmak, onlarla aynı şeyleri düşlemek ve onun gibi konuşmak, onunla birlikte olmaktır. Türkiye’deki basının haline bakıldığında, bu daha bariz bir şekilde görülecektir. Ülkenin en büyük sorununu görmezden gelmek, ülkenin bir kesimini yok saymak ve ülkenin üçüncü büyük partisine yokmuş gibi davranmak, bu kesimin tarafsızca düşüncesi olabilir; ancak bunun ahlakla, vicdanla ve adaletle hiçbir ilgisi olamaz.

Toplumun siyasi sorunları ‘tarafsız’ fikirlerle değil, ancak adalet ve eşitlik ilkeleriyle bütünleşmiş gerçek tarafsız düşüncelerle çözülebilir. Bu yüzden, iktidarların çıldırdığı zamanlarda tarafsızlara değil, ezilenden, sömürülenden ve yok sayılanlardan yana taraf olan vicdanlı aydın ve yazarlara ihtiyaç vardır.

* Elazığ 1 nolu Yüksek Güvenlikli CİK