Bizi takip edin

Köşe yazarları

Dağa Düşen İzler-  Mustafa Tunçyüzlü yazdı…

->

-> 197

Kaç bin yıldır izler düşüyor dağlarımıza ama hiçbir iz, çiçek olup kayalarda açan onlar kadar derin olmadı. Ülkemizin herhangi bir dağında herhangi bir çiçeği koparın, o çiçekten ya Faraşin’in ya Zilan’ın ya Fırat’ın ya Bedran’ın kokusunu duyarsınız. Onların bedeninin hücreleri çiçeğe dönüşmüştür her karış toprakta. Her bir karış toprak o güzel kadın ve erkeklerin kanıyla sulanmış, gelincik tarlalarına dönüşmüştür. İşte Güneş Tekin’in Aram Yayınları’ndan çıkan Dağa Düşen İzler isimli anı kitabı, böylesi izleri anlatıyor.

İnsan, Dağa Düşen İzleri okurken, anlatıcı-Güneş olur, Güneş’le birlikte dağ dağ doğar, dağ dağ batarız. Zap’ta halayın sıcaklığıyla terler, Metina’da hasret yeliyle serinler, Haftanin’de Habur olup Dicle’ye akarız. Kato’larda yeniden doğarız. Botan’ın yüksek yaylalarında devrimin dansına durarız. Emma’nın, Tanya’nın, Sarya’nın yarım kalmış dansına Xerzan, Amed ve Dersim’de nefes alırız. Kimimiz Zarife, kimimiz Alişer olarak yeniden bedene geliriz.

Dağa Düşen İzler’in üçte biri yol macerası olsa da, daha çok Dersim’in Harçık vadisinde üstlenmek zorunda kalan bir grup gerillanın “son anlarını” anlatır. Anlatıcı ile o kadar bütünleşiriz ki, bazen onunla sıkışır, bazen onunla gerillanın avuç arasına gizlenmiş kaçak tütünün tadına varır, bazen çayın esriten tadını alır, bazen Bedran’ın güzelliği karşısında yüreğimiz kanatlanır, bazen Viyan karşısında melekleşme arzusu duyar, bazen eve giden Azad olur, Güneş’e dağ keçilerini gösterip, kameraya alması için “Güneş, çek çek” diye bağırır ve daha sonra da katıla katıla güleriz.

Bazen Faraşin’in iki yeşil deniz gözlerinde kaybolmak arzusu duyarız. Güzelliğin ve bilgeliğin Hyptia’dan sonra yeniden bedene geldiğini görmenin huşuluğunu yaşarız. Faraşin’in yeşil gözlerinde kaybolunca, Fırat’la âdeta denizlere akarız. Köklerine dönen bir Enkido olur, Faraşin’le, Güneş’le, Viyan’la, Helin’le güzelleşen, özgürleşen, özgürlüğünü ve güzelliği yiğitlikle buluşturan erkek oluruz. Erkeğin ne kadar güzelleşebileceğini görür, bu güzellikleri koruma duygusuna kapılırız.

Şafakla başlar demirden ejderha kobraların mağarayı bombardımana tutmaları. Dört tane demir ejderha Harçik’in üstünde ateş salar aralıksız. Her kobranın viraj alışıyla bizler de viraj alırız. Güneş’le soluksuz kalır, manganın dışında kalan Faraşin’lerle ölmek arzusu duyarız. O arzu sonucu Güneş’le yaralanırız ama artık Faraşin’leyiz. Genzi kurur okurun toz, toprak ve barut kokusundan.

Hafiften kan kokusu gelir burnuna okurun. Güneş’in ılık kanının kokusu. Her dakika, bir saat; her saat, bir gün olur ve geçmek bilmez. Ama güneş yeniden doğmak için batar. Karanlığın içine dalar gerillalar ama askerler her yeri kuşatmıştır. Uçurumlara vururlar ama her uçurumda mermi yağmuruna tutulurlar. Ve birer birer toprağa düşerler. Ama sadece toprağa iz bırakmazlar, okurun yüreğine de iz bırakırlar.

Propagandadan uzak, sade ve akıcı bir dille yazılmış Dağa Düşen İzler. Keşke roman olsaydı dedirten bir eser. Herkesin okurken duygulanacağı bir çalışma. Bir solukta okunabilecek bu anı kitabını herkese tavsiye ediyoruz.
* Şakran 2 nolu T Tipi Cezaevi